Danışan Yazısını Seans Sürecine Nasıl Dahil Edebilirsiniz?
Psikoterapi, temelde sözel bir süreçtir — danışan konuşur, terapist dinler, ikisi birlikte anlam kurar. Ne yazı ki her danışan, kendini sözle tam olarak ifade edemeyebilir; bazı deneyimler, henüz kelimelere dökülmemiş, bedende veya davranışta kalmış olabilir. Yazı, burada sözün ötesinde, bedenin bıraktığı ek bir iz sunar bize.
Gestalt terapisinin “şimdi ve burada” ilkesi, danışanın o anki somut deneyimine odaklanmayı önerir. Yazı, tam olarak bu somutluğu sağlar: soyut bir duygu tarifinden çok, elle bırakılmış, gözle görülebilir bir iz. Bazı Avrupalı terapistler, bu nedenle danışan yazısını (özellikle danışanın kendi el yazısıyla tuttuğu günlük veya notlar) seans sürecine tamamlayıcı bir materyal olarak dahil eder.
Bir meslektaşımla yürüttüğümüz disiplinler arası bir çalışmada, danışanın yazısı, seans sürecine tamamlayıcı bir gözlem katmanı olarak eklemişti. Çünkü grafoterapinin psikoterapiye katkısı, vaka bazında, terapistin kendi klinik değerlendirmesiyle birlikte anlam kazanır.
Psikologlar için önerim, grafolojiyi bağımsız bir tanı aracı olarak değil, mevcut klinik sezginizi destekleyen, ek bir gözlem penceresi olarak düşünmenizdir. Danışanın yazısındaki bir değişimi fark etmek, seansta sormadığınız bir soruyu sormanıza vesile olabilir — asıl değer, orada. Bu şekilde yazı, terapinin yerini almaz; terapinin diline yeni bir katman ekler. Yardımcı ve ufuk açıcı olabilir.
Anne Maria

