Skip links

Grafoloji, Grafolog ve Grafoterapi

Grafoloji, grafolog ve grafoterapi… Bu üç kavram hakkında, insanlığın ortak mirasına dayanan derin ve köklü bilgiler aktarmak isterim.

Grafoloji, Grafolog ve Grafoterapi

Ruhun Aynasından Bize Kalan Kadim Bilgelik

Grafoloji, grafolog ve grafoterapi… Bu üç kavram hakkında, insanlığın ortak mirasına dayanan derin ve köklü bilgiler aktarmak isterim.

Grafoterapi, aslında yüzyıllardan beri, belki de insanlığın var oluşundan bu yana hayatımızda olan kadim bir bilgeliktir. Yaklaşık 1600’lü yıllardan itibaren Orta Avrupa’da daha çok ses bulmuş ve görünür hale gelmiştir. Ancak tarihsel süreçleri geriye dönüp taradığımızda; Japonya, Çin, Orta Asya, Anadolu, Afrika, Amerika ve Avrupa gibi insanlığın iz bıraktığı tüm kadim coğrafyalarda grafolojiyi ve grafoterapiyi görürüz. Özellikle mağara duvarlarındaki resimlerle başlayan süreç; aslında grafoloji, grafolog ve grafoterapi tarihinin de ilk tohumlarıdır.

 Grafoloji Ruhun Parmak Uçlarından Dökülen Akisleri

Grafoloji, en yalın tanımıyla yazının kişiliği ve insanı anlatma şeklidir. Tarihsel süreçlerde; yaşanan coğrafyalar, toplumsal olaylar ve iklimler, medeniyetlerin kendilerine has yazı şekillerini doğurmuştur. Bu özgün yazı formlarının içerisinde ise her bir bireyin kendi ruh haline göre şekillendirdiği şahsi yazıları oluşmaya başlamıştır.

Grafoloji, sadece Latin alfabesine hapsedilebilecek kadar kısır bir alan değildir.

 Arap alfabesinde de grafoloji vardır; Japon, Çin, Kiril ve İbranice alfabelerinde de…

 Kısacası, var olan bütün alfabelerde aslında grafoloji mevcuttur.

İç dünyamız; parmak uçlarımızdaki nöronların baskısı, şekli, görünümü ve durumuyla yazıya yansır. İçe dönüklük veya dışa dönüklük gibi görsel, işitsel, dokunsal gibi tüm duyularımızı istemsizce dışarı aktarırız. Çivi yazılarında, duvarlarda, kâğıtlarda ya da ahşaplarda; kısacası kalemle veya ucu sivriltilmiş herhangi bir nesneyle uyguladığımız tüm yazılarda ve şekillerde grafolojinin izleri mevcuttur.

 Grafolog Aynayı Parlatan Rehberdir.

Grafolog ise tüm bu işaretleri tahlil etmeye çalışan kişidir. Gerçek bir grafolog, asla tek bir konuya odaklanmaz. Analizlerine birçok psikolojik alanı dahil ederek yaklaşır. Yani kişinin hikâyesine, arka planına, geçmişten gelen ayak izlerine, şu anki ruh durumuna, geleceğe bakış açısına, geçmişteki travmalarına, ne olmak istediğine ve cinsiyetine bakarak onunla bir yol yürümeye çalışır. Grafoloğun temel amacı, gözlemlemek ve derinde yatanı anlamaktır.

Bir grafolog ilaç yazmaz; kesin budur diyerek şovmenlik yapmaz ya da insanları kalıplarla damgalamaz. Tam aksine, her zaman yumuşak bir dil kullanmak zorundadır. Doğrudan insanın ruhuna hitap ettiği, insanı ele aldığı ve her yaştan danışanın gizliliklerine dokunduğu için grafoloji adeta ruhun aynası gibi çalışır. Grafologlar da bu aynayı görür ve onu parlatmaya çalışırlar. İşte bu parlatma ve farkındalık sürecinde, ortaya çıkan tabloda bir şifalanma aracı belirir; bu da grafoterapidir.

 Popüler Kültür Tüketimi ve Sihirbazlık Yanılgısı

Ne yazık ki uzun süren çalışmalarım doğrultusunda Türkiye’de gözlemlediğim ve beni derinden üzen bir gerçek var Kriminal grafoloji haricinde bu alan ülkemizde henüz yeni yeni keşfediliyor. Üzücü olan kısım ise, bu durumun bazı kişilerce bir şov haline dönüştürülmeye çalışılmasıdır.

Örneğin, yurt dışındaki uygulamalardan hemen bir harf alıp, Bu harfi değiştirdiğinizde ruhunuz değişecek, semptomlarınız yok olacak gibi iddialarla ortaya çıkıyorlar. Adeta bir sihirbazlık, bir mucize pazarlama peşindeler. Sadece tek bir T veya M harfini alarak, Sen bunu değiştirerek şu huyundan vazgeçebilirsin ya da şu konuda şifa bulabilirsin demek ne kadar doğrudur Payı varsa bile bu belki yüzde bir, yüzde ikidir. Fakat tamamen tek bir harfin üzerine odaklanarak kişiye şifa dağıttığını iddia etmek, işi sihirbazlığa ya da falcılığa dökmektir.

Halbuki bir insanın psikolojisiyle ilgileniyorsanız, bu konulara parmak basıyor ve bunlara eğiliyorsanız, böylesi bir şovmenliğe hiç gerek yoktur. Evet, T harfini çalışalım, G harfini çalışalım; yazıda bir eksiklik varsa bütün harflere tek tek eğilerek bunları düzeltebiliriz. Bu imkân kesinlikle vardır. Ancak arkadaki hikâyeyi bilmeden, kişiyi tanımadan ve ne istediğini anlamadan terapilerde sihirbazlık yapmanın, şovmenliğe soyunmanın çok büyük bir tehlike barındırdığını düşünüyorum. Çünkü sağlıklı ve gerçek grafoterapi aylar belkşde yıllar sürecek bir tedavidir.

Üç beş kuruş para kazanmak ya da grafolojiyi kişisel gelişim potasının içerisine sokup tüketmek uğruna, insanlık adına var olan ve yüzyıllardır dünya üzerinde kullanılan bu değerli alanı birkaç senede yok etmeye gerçekten gönlüm razı değildir.

 Mesleki Etik ve Sorumluluk

İşte bu yüzden grafolojinin, grafoloğun vazifelerinin ve grafoterapinin gerçekte ne olduğunu sayfalarımda, yazılarımda, makalelerimde, hikâyelerimde ve seslendirmelerimde sizlere tek tek, sabırla anlatmak istiyorum. Grafolojinin hiç de öyle sanıldığı kadar kolay ve renkli bir dünya olmadığını; aksine ne kadar hassas bir yerde durduğunu, insanla ve ruhla uğraştığı için ne denli büyük bir etik sorumluluğu olduğunu görmek zorundayız.

Eğer kendimi bir grafolog olarak kabul ediyorsam, etik davranmak zorundayım. Maalesef etik kavramının, birçok alanda olduğu gibi grafolojide de es geçildiğine şahit oluyorum.

Bir Örnekle Açıklamak Gerekirse

Bir kişi A harfinin birleşim yerini açık bıraktı diye ona hemen yalancı damgası vuramayız. Belki de o kişi, (misal bir İkizler burcudur(gülümseyin)); konuşmayı çok seviyordur, içinde biriktirdiği çok söz vardır, konuşma ihtiyacı yüksektir ve mutludur. Oradan oraya laf taşımaktan keyif alıyor olabilir. Ancak bu durum, o kişiye yalancı, laf taşıyan ya da dedikoducu damgasını vurma hakkını bize asla vermez.

Bir grafoloğun ne böyle bir vazifesi vardır ne de grafolojiyi öğrenmekteki maksadımız bu olabilir. Asla.

Ayrıca, kişilerden izinsiz şekilde bilgileri yayamayız. İnternet ortamlarında, WhatsApp gruplarında veya farklı mecralarda bir insanın özeline dokunamayız. Bu, grafolog ile danışan arasında kalması gereken tamamen mahrem bir durumdur ve bu gizliliğe saygı göstermek zorundayız. Bu mesleğin resmi bir yemin töreni olmasa da ahlak ve etik, grafoloğun vicdanında yer etmeli ve danışanına o şekilde yol göstermelidir.

Grafolojinin bir şov veya sadece bir para kazanma kapısı olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Çünkü yazı ve ruh, birbirinin aynasıdır; ruhsal durumlarımız ise parayla tüketeceğimiz birer meta olmamalıdır. Bu konuda birçok insan bana karşı çıkabilir. Fakat bana göre insan, sömürülecek bir varlık değildir. İnsan; her yaşta görülmeye ihtiyacı olan, görüldükçe var olduğunu kabul eden, mutlaka ve mutlaka saygı duyulması gereken nadide bir varlıktır. İnsanın yaşama hakkı olduğu gibi ruhunun da yaşama hakkı ve saygı hakkı vardır. Grafolog, grafoloji ve grafoterapi aslında bu hakikati ortaya çıkarmakla yükümlüdür, bunu bilme mecburiyeti vardır.

 Bilimsel Gerçeklik ve Zaman Yanılgısı olarak Türkiye’de grafoloji, grafolog ve grafoterapi ne yazık ki çok yanlış konumlandırılıyor. Ankara Millet Kütüphanesi’nde karşılaştığım bir durum beni ziyadesiyle üzdü Grafoloji hakkında sadece iki kitap bulabildim koca kütüphanede. Ve onlar da fal kitaplarının hemen yanına dizilmişti.

Grafoloji; kaligrafi ya da sadece güzel yazı yazma sanatı değildir. O bir psikanalizdir, psikoterapidir; işin içinde çok güçlü bir terapi bölümü vardır ve asla fal değildir. Arkasında yüzlerce yıllık taramaların, milyonlarca verinin toplandığı ve bu verilerin ışığında bilimsel sonuçlara ulaşan, elle tutulur gözlemleri olan çok kıymetli bir disiplindir.

Ne yazık ki günümüz insanı artık çok kısa videolara, çok kısa anlatılara ve hızlı hap bilgilere odaklandığı için uzun süreli tedavileri kabul etmekte zorlanıyor. Bir anda iyileşmek, bir anda iyi olmak ve bir anda iyi hissetmek gibi büyük bir yanılgı içerisinde. Oysa bir insanın doğduktan sonra yürümesi bile zaman alıyorsa, ruhundaki yaraların iyileşmesi de —çok keskin ve ani yaralar almış olsa dahi— mutlaka zaman alacaktır.

Bu nedenle, Bir harfi düzelttiğimiz zaman aniden iyileşeceğiz, aniden ayağa kalkıp harika hayatlar yaşayacağız tarzındaki varsayımlar koca bir yalandır. Aynı şekilde, Bizi yazımız üzerinden kontrol edecekler diye ortalıkta dolaşan şehir efsaneleri de asılsızdır. Burada ancak bir disiplinden veya kültürleşme sürecinden bahsedebiliriz.

Dikkat ederseniz medeniyetler; coğrafyalarda diller ve yazılar vasıtasıyla kendilerine has, özgün kimlikler oluşturmuşlardır.

 Coğrafi olarak Ermeni yazısına, Gürcü yazısına, Hint yazısına, Nepal, Japon, Çin veya Kore alfabelerine baktığımızda;

 Kiril alfabesini kullanan Bulgaristan, Rusya ve eski Yugoslavya topraklarına göz attığımızda;

  Çekya, Orta Avrupa, İngiltere, Amerika kıtası, Afrika ya da Portekiz gibi bölgeleri incelediğimizde;

  Türkçenin kendi tarihsel alanlarına, Arapçanın ve İbranicenin kökenlerine baktığımızda;

Yazıyla beraber yoğun bir kültürleşme, dil zenginliği ve buna bağlı bir karakter oluşumu görürsünüz. Bu durum, insanın varlığıyla ilgili olan;  Coğrafya kaderdir, dil de kaderdir, yazı da kaderdir sözüyle bağ kurabileceğimiz kadar ilginç ve geniş bir konudur.

Özetle grafoloji; küçümsenecek, çöpe atılacak ya da tam tersine şovmenliğe dökülüp içinde sihirbazlık aranacak bir alan değildir. Tamamıyla ilmi ve bilimsel bir yaklaşımla kişinin ruhuna inen ve orada incelikle duran, insanoğlunun varlıpını gösteren şifalı sebeplerinden de bir tanesidir.

Grafolog Anne Maria

error: Content is protected !!
Explore
Drag