
Alkışlamak ne kadar güzel… İnsanın kendisini onurlandırması ve onurlandırdıktan sonraki mutluluğu, yüzündeki gülümsemesi…
Yıllar önce gördüğüm bir teyze, yaptığı yemeği hazırladıktan sonra kendi elini öpmüştü. Hayatımda ilk defa kendi elini öpen bir kadın görmüştüm. Gözleri ışıl ışıldı. Kendisini onurlandırmıştı.
Yazımız da aslında bizimle konuşur. Bizim bir çıktımız ve aynı zamanda aynamız olduğu için, pırıl pırıl parlayan bir yazıyla gülümsemeyi hepimiz isteriz. Kendi elimizi öptüğümüzde nasıl ruhumuzu onurlandırıyorsak, bu durum yazımıza da yansır.
Aslında hepimiz yazımızın bizimle konuştuğunu kendi içimizde biliriz. Ancak sözel dünyaya ve sözel sese daha fazla önem verdiğimiz için yazı, hayatımızda sanki geri planda bırakılmış gibidir.
Grafoloji tartışılsa da, grafoloji var ya da yok denilse de, eğer grafolojiyle ilgileniyorsak ve kendimizi grafolog olarak tanımlıyorsak; bunun yanında grafoterapiyle de bu alanı daha uzman bir boyuta taşıyorsak, Grafoland olarak belli ilkelerimiz olduğunu açıkça ifade etmek isterim.
Bu ilkelerin başında etik ve mahremiyet gelir.
Yazıyı gördüğümüzde çoğu zaman güzel ya da çirkin ayırt etmeksizin onu örteriz. Çünkü yazımız bize özeldir. Toplum içinde “Ne kadar çirkin bir yazın var.” denildiğinde utanır gibi oluruz. Buna karşılık “Ne kadar güzel bir yazın var.” ya da “İmzan ne kadar güzel.” denildiğinde ise kendimizi onurlandırılmış hissederiz.
Bazen kendi yazımızı, bazen de çocuklarımızın ya da aile bireylerimizin yazısını gururla göstermek isteriz. “Benim çocuğumun yazısını gördünüz mü?”, “Kızımın yazısı ne kadar güzel.”, “Oğlumun yazısını hiç okuyamıyorum.” gibi cümleler kurarız.
İşte tam da bu noktada Grafoland olarak etik ve mahremiyet ilkelerimizi paylaşmak istiyoruz.
Yazı, kendi öz mahremimiz gibidir. Yazının içinde bulunan beni başkalarına ifşa etmek ister miyim? Benim hakkımdaki bilgilerin, duyguların, gözyaşlarının, sevinçlerin ve sırların başkalarıyla paylaşılmasını ister miyim?
Ne yazık ki zaman zaman insanların mesleklerini icra ederken başkalarının yaşadıklarını dışarıya taşıdıklarını görüyorum. Bu durum etik ve mahremiyet ihlalidir. Bu beni her zaman üzmüş ve rencide etmiştir.
Bu nedenle kendi mesleğimde ve Grafoland platformunda bu ilkeyi katı bir şekilde korumaktan yanayım.
Hiçbir kişinin yazısını, duygularını, sırlarını ya da yaşadığı olayları, onun izni olmadan paylaşmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Bir örnek vermek gerekse bile kişinin ismini, yazısını ve hayatını ifşa etmenin sağlıklı olmadığını düşünüyorum.
Bir yazıyı ya da yaşanmış bir olayı herhangi bir yerde kullanmadan önce mutlaka izin alınmalıdır. Eğer kişi izin vermiyorsa buna saygı duyulmalıdır. Onun izni olmadan yazısı hakkında, yaşadığı olaylar hakkında hiçbir ortamda konuşulmamalıdır.
Grafoland olarak bu konu benim için önceliklidir.
Mahremiyet yalnızca değerlendirme anıyla sınırlı değildir. Seanslarımız ya da danışma yolculuğumuz sona erdikten sonra da devam eder. Kişi bir daha beni hiç tanımayabilir, tekrar görüşmek istemeyebilir ya da yıllar sonra yeniden gelebilir. Her ne olursa olsun mahremiyet çizgimiz değişmez.
Ben bunu hep çocukluğumdan kalan bir gelenekle benzetirim.
Babaannem Kırım göçmeniydi. Ailemizde çok zarif bir gelenek vardı. Bayramlarda bize “Al, bu para senindir.” denilmezdi. Bayram harçlığı bir zarfın içinde ya da mendile sarılarak verilirdi. Biz de edepli bir şekilde alır, daha sonra kenara çekilip içindeki paraya bakardık.
Bu, karşılıklı etik ve mahremiyetin güzel bir örneğiydi.
Hem danışan açısından hem de bizler açısından kendimizi ve karşımızdaki insanı koruyabilmek için etik ve mahremiyete sonsuz bir saygı duymak boynumuzun borcudur.
Bu nedenle danışanlarımız, yaptığımız iş ve bize emanet edilen yazılar benim için çok kıymetlidir.
Önceliğim güzel ayrılmaktır. Önceliğim kendi alanımızı korumaktır. Önceliğim saygı çerçevesinde yol almaktır.
Etik ve mahremiyetin güzelliğini keşfettikten sonra, tıpkı mendile sarılmış bayram harçlıklarını alan çocukların yüzündeki tebessüm gibi, ben de bu yolculuğa aynı anlayışla devam etmek istiyorum.
Anne Maria
