Skip links

Öz Farkındalık Yolculuğunda Yazının Yeri

Öz farkındalık, çoğu zaman “düşünerek,” “analiz ederek” ulaşılan zihinsel bir başarı gibi sunulur. Oysa Gestalt yaklaşımı, farkındalığın çoğu zaman bedenden, hareketten, somut deneyimden geçtiğini söyler — düşünceden önce, bedenin zaten bir şeyler “bildiğini” varsayar. Yazı da tam olarak böyle bir bedensel deneyimdir: elin, kolun, omzun katıldığı, bilinçli kontrolün sınırlı olduğu bir hareket.

       Bu nedenle bazı terapötik yaklaşımlarda, yazı üzerinden çalışmak, kişinin sözle ifade edemediği bir farkındalığa erişmesine yardımcı olabilir. Kişi, “neden böyle hissediyorum” sorusuna zihinsel bir cevap bulamayabilir — ama yazısıyla kurduğu ilişkide, sözle ifade edemediği bir çok şeyi fark edebilir.

       Yazımız hem mahrem hem de aşikar bir çıktıdır. Ister istemez aşikar eder ve görünür kılar duygu durumlarımızı. İnsanın kendi farkındalığıyla yol alır yazı. Hiç farketmezsek ne olur?, sorusu aklımıza gelebilir. Eski bir otobüsle uzun yolculuğa benzer. Yeni, konforlu, klimalı bir otobüsün rahatlığından yoksun olarak bir yolculuğa mahkum kalırız. Yazının bize öğreteceği çok şeyi kaçırmış oluruz. Yazımız farkedilecek kadar ortadadır.

        Yazı burada bir “egzersiz kitabı” değil, terapötik bir ilişkinin parçasıdır — kişinin kendisiyle, terapist eşliğinde de kurduğu bir diyalogdur.

       Öz farkındalık arayan biri için önerim, bu yolculuğu tek başına, internetten öğrenilen tekniklerle değil, uzman eşliğinde, sabırla yürütülmesidir.

Anne Maria

Leave a comment

error: Content is protected !!
Explore
Drag